Tüm Yazılar

Sandık’tan çıkan ve hafızalara kazınan yaşamlar… ‘Mahalle bir insan galerisidir!’

‘Mahalle bir insan galerisidir!’

Başka diyarlardan buraya göçenlerin arasındaki derin ilişkiler. Bahçe duvarlarının birbirine değdiği evler… Karakterlerin, duyguların adeta canlı çizilen resmi. Göçmen sakinlerin günlük yaşam ayrıntıları…En ufak yaşların, ergenliğin ve gençliğin basamaklarını atlarken, markajına giren her dünyayı idrak etmek adına dikkatle oluşturulan o gözler. İlmek ilmek hafızaya kazınan detaylar. Sandık ‘tan çıkanlar bir tek bunlar değil. Yazar Kübra Doğru Meşhur, anlattığı o mahalledeki bayanların iç dünyalarını gizlediği sandıkları da açıyor! Kimi süre hüzünlü, kimi zaman lirik… Kimi zaman de acının en katmerli sosuna bulanmış kişiliklerle çıkıyor okurun karşısına…

Sandık’tan Çıkanlar…

“Sandık”, geçmişin penceresinden kendini arayışın romanı…

Sizi başlangıçta yakalayacak ve içine girdiğiniz anda da bırakmayacak bir yaşam örgüsü. İnsanı ayakta tutan bükülmeler ve dönüşler vardır.  Romanın kahramanı, yaşamın daha ilk yolculuğuna hazırlanırken, bu bükülmüşlük hallerini yaşıyor. En keskininden… Geriye her döndüğünde tekrarlanacak bir geçmiş bir ihtimal…

Bir sarsılışa şahit oluyorsunuz. Ve kitap süresince ilerlerken sizi sağa sola savuruyor. “Ölüm, insan yüzünde şakak kemiklerinin dışarı fırlamasıyla mı adım atar?” Akla bu probleminin takılması değil aslolan. 

Bir cansız bedenin karşısında bu suali sormak… Romandaki ufak Zeynep’in bir adım geri çekilerek beyaza kesilmiş Gül teyzesine uzun uzun bakışı. “İntihar, Ölüm, Asılma…”  Hepsiyle aniden 5 yaşlarında tanışma!

Hanımefendilerin iç dünyası

Okura özlemi, nostaljiyi geçiren lirik bir kurgu. Bu bir süre yolculuğu kitabı. Sandık, bir mahallenin geniş resmi hakkına fazlaca şey konu alıyor. Memleketin her yerinden kentin en kenarına göç.

Prizren göçmeni Zeliha Hanım, Arnavut Adviye, Gümülcineli Nadire, Laz Zülfet, Arap Bakkal…

Hepsi de yaşamdan renkler… İsmiyle müsemma. Cehennemin ta kendisi ve cennetin de tam ortası!   Roman’da anlatıcının haricinde aslına bakarsak 3 hanım kahramanla karşılaşıyoruz. Daha doğrusu her biri değişik özellikler gösteren sonsuz 3 ayna görüntüsü… Gül’ün bir tek kendi yolu, kendi kuruntuları ve onlarca takıntıları.  Suna’nın bir kötüyle savaşırken, adeta elinde gizli saklı kalkanla gezdiği o inanılmaz hikayesi. Yaşamı titizlikle inceleyen Zeynep’in bir roman yazması için ihtiyaç duyulan her şey adeta bu mahallede! Hafızasını sorgulamak ve geçmişi anlamını yitirmeden, kaybolmadan ilkin yakalamak.

İlmek ilmek hafızaya kazınan yaşamlar

1970’li dönemlerin süre dilimleri… 1980’in ilk yılları. Bakırköy’ün bir mahallesinde yaşanmış olan hem fazlaca can can sıkan vakalar hem de gülümseten yaşanmışlıklar. Dişli çarklarda gıcırdayan anahtar sesleri… İzole edilmiş bir mahallenin dünyasını barındıran Sandık, iki ayrı uca savuruyor. Başka diyarlardan buraya göçenlerin arasındaki o derin ilişkiler… Bahçe duvarlarının birbirine değdiği   evler… Karakterlerin duygularının canlı bir resmini çiziyor sanki.  Göçmen sakinlerin günlük yaşam bilgileri… En ufak yaşların, ergenliğin ve gençliğin basamaklarını atlarken, çevresinde markajına giren her insanoğlunun dünyasını idrak etmek için gösterilen o çaba… Bu kadar fazlaca detayı ilmek ilmek hafızaya kazımak… Tüm kentlerin kenar diyarlarında yaşamış hepimiz kendini burayla ilişkilendirilebiliyor.  Geçmişin tatlarından, devrin toplumsal gerçekliklerinden doğan Sandık bununla birlikte acının kucağından ve   insan ruhunun sancılarından da besleniyor.

Mahallenin okült gücü!

“Söz izi” adlı denemesiyle çıkış icra eden yazarın ilk romanı “Sandık”.

Geçmişten gelen hayalleri ve gerçekleri aramak adına Söz İzi’ni kaleme aldığını anlatıyordu Kübra Doğru Meşhur 7 yıl ilkin.

Gene yaşamış olduğu mahalleyi, sokaklarını, insan yüzlerini sermişti okurun önüne. Kitabın ilk cümlesinden sonuna kadar bir mahalle yolculuğuydu, tanıklıktı. 

Sandık’ta ise en ince detaylarıyla okura anlatılan karakterler çıkıyor karşımıza. Yaşamdan geriye dönüşlere kapı o şekilde aralanmıyor, tam açılıyor. Yazar bunu muhteşem bir halde yapmayı biliyor.

Yumuşak ve melankolik bir roman.

Acı veren ufak ayrıntıların kahramanları çoğu zaman hanımefendiler. Okudukça daha fazlasını istemek zorunda kalıyorsunuz.

Bu, birinin yaşamını ve duygularını duvardaki bir delikten görmek şeklinde…Kitabın büyüsünün bir parçası. Mahallenin evleri içinde garip ne var ise romana mevzu olmuş.  Kurşun döken, nazarın çıkması için kızgın cezveyi kafada çeviren o teyze, mahallenin o kült gücü! Tam da Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki cadının tıpa tıp benzeri bir kayınvalide çehresi…

Eski bir sandıktan çalınan kitaplar

70’li yılların İstanbul’unun, göçlerle çoğalan bir mahallesinde, kendilerine hüzün ve mutluluk yaratanların günlük koşturmacası. Mahallenin okumuş, sıradışı kızının o eski sandığından kitap çalan bir yeni yetme karakter. Okumasını bitirince yeniden sandığa koyan ve yenisini alan o gizli saklı el!

“Mahalle adeta bir insan galerisidir” diyor, Yazar Kübra Doğru Meşhur ve ekliyor;

“Bir semtin sokaklarının aslı oradaki mümtaz şahsiyetlerdir, değerlerdir. Yaşamı onlar avucunda meblağ.”  Ritüelleri ve güzeli, çirkini ne var ise barındıran mahalle. Ahıska muhaciri, geniş bir ailenin Kisetip’ten İstanbul’a uzanan, hüzünlü yaşam yolculukları. Kendilerine yeni vatan yaratabilenlerin, iç çekişleri, mücadeleleri… Türk, Çerkes ve Kürt kökenli üç çocuk gelinin, aynı bahçeye sığdırdıkları sarsıcı hikayeleri…

Gezegenin diğeri tarafı şeklinde

Yazar 80’lerde “Aden Mahallesi” adlı bir mahallede yaşıyor. Gezegenin diğeri tarafı şeklinde. Günümüz yaşanmışlıklarına fazlaca benzemeyen, daha ilgi çeken bir tür çocukluk. Büyükanne ve büyükbabalı günler.  Duygularını, gördüklerini, sevdiklerini ve sevmediklerini ifade eden bir karakter. Hüznüde, masumiyeti de  açığa çıkarıyor. Merakla ilerlerken kimi zaman de Zeynep’in yaşamının tüm detaylarını bilmediğiniz hissini duyuyorsunuz. Ve daha fazlasını istemek zorunda kalıyorsunuz.

Birinin yaşamını, duygularını yan taraftaki bir pencereden her an seyretmek şeklinde. Kitabın büyüsü de burada. İyiler ve kötüler. Zorbalıklar ve güzel dostluklar… Değişik ruhsal özellikler, değişik tipolojiler… Çoğu zaman melankolik… Kimi zaman seldeki bir dere şeklinde kimi zaman de daha sakince bir ifade.

Hayata dair aslına bakarsak ne var ise Sandık’ ta, fakat daha fazlası…

Uzun seneler sonrasında keyifle okuduğum ve daha uzun seneler adından ve romanlarından çokça bahsettirecek gerçek bir edebiyatçının romanını okudum.

Ve sizler için yazdım, ne mutlu bana.

Kalemin var olsun ve daha uzun seneler hepimiz için böylesi romanlar yaz.

Sandık’ı almayı ve okumayı dikkatsizlik etmeyin.

Ayla Önder – Gazeteci

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu